fbi33387.sitemynet.com
Anasayfam
sayfa_1
Kişisel Sayfam
Fotoğraflarım
Sayfa_2
Sayfa_3

sayfa_1


İMAM-I AZAM

40 Sene Yatsı Abdestiyle Sabah Namazı
İmam-ı Âzam Hazretleri hakkında, "Kırk sene, yatsı abdestiyle sabah namazını kılmıştır" denir, doğrudur.
Hazreti İmam, giderken iki kişinin kendisi hakkında "İşte yatsı abdestiyle sabah namazını kılan zat budur" diye konuştuklarını duyar. Bunun üzerine:
- Yâ Rabbi, bu insanları yalancı çıkarma. Ben, senin huzuruna bende olmayan bir sıfatla çıkmaktan haya ederim, diyerek ondan sonra yatsı abdestiyle sabah namazını kılmaya başlamış ve bu 40 sene devam etmiş.
Hazreti İmam'ın namaz kıldığı mescidin müezzini anlatıyor:
- Yatsı namazını kılıyorduk. İmam namazda "Zilzal" sûresini okudu. Cemaat içinde İmam-ı Âzam da vardı. Namaz bitti, herkes çıktı. İmam-ı Âzam tefekkür halinde, olduğu gibi duruyordu. Onu rahatsız etmemek için kandili yanar vaziyette bırakarak çıktım. Onun mescidde kalacağını tahmin ederek kapıyı kilitledim. Sabah ezanını okuyup içeri girdiğimde, o hâlâ ayakta ve sakalını eline almış şöyle yalvarıyordu:
- Ey zerre kadar hayrı da, zerre kadar şerri de karşılıksız bırakmayan Allah'ım. Bu kulunu cehennem azabından ve ona yaklaştıran şeylerden koru. Bu kulundan rahmetini esirgeme.
İçeri girince beni farketti. Zamanın geçtiğinden haberi yoktu. Yatsı namazı yeni bitmiş zannederek:
- Kandili mi alacaksın? dedi. Ben:
- Hayır, sabah ezanını okudum, dedim. Bunun üzerine sabah olduğunu anladı ve bana:
- Bu gördüğünü kimseye söyleme, diye tenbih etti. Kendisine söz verdim ve vefatına kadar bunu kimseye söylemedim.
Hz. imam sabah namazının sünnetini kıldı ve oturdu. Sonra bizimle beraber farzı da kıldıktan sonra çıktı. Ben anladım ki, sabah namazını yatsı namazının abdestiyle kılıyordu. Çünkü mescidin kapısı akşamdan kilitlenmişti.
İmam-ı Âzam Hazretleri çok da cömertti. Bir gün Şakik-i Belhî ile giderlerken, karşıdan gelen bir adamın, yolunu değiştirdiğini gördü. Durumu farkeder etmez adama yetişip:
- Beni görünce neden yolunu değiştirdin? diye sorunca adam:
- Yâ imam, size olan borcumu zamanında ödeyemediğim için utandım, diye cevap verdi. Bunun üzerine İmam-ı Âzam Hazretleri:
- Eğer sen bu kadar sıkıntı içindeysen, şu insanlar şahit olsun ki, ben senden alacağım olan 10.000 dirhem borcumu sana hibe ettim. Bu vesileyle senin utanmana sebep olduğum için de beni bağışla, kusura bakma, dedi.
İşte islam ahlakı ve işte İmam-ı Âzam Hazretleri'nin büyüklüğü. Onu küçümseyenler, buyursunlar aynı büyüklüğü kendileri de göstersinler.

dini7.jpg

ta_.jpg

Bir Vakit israilogullarini ard arda bir kac yıllık kıtlık basmıştı.Bu Öylesine görülmedik bir kıtlıktıki çoğu aileler bir kuru ekmege bile hasret cekiyorlardı
İşte o sıralarda İsrailoğullarından bir kadın bir gün evinde tam bir iki lokmalık kuru ekmegini agzina atacagi esnada muhtac birisi kapisi calar ve "Ne Olursunuz Aclıktan ölüyorum bana Allah rızası için bir lokme Ekmek" Der
En azından bir lokma ekmek diye kapsını calan muhtac kimse kadar ac olan iyiliksever kadın lokmayi tutan elini agzindan geri cevirir ve "buyrunuz" der.
İyiliksever kadın yanında kücük cocugu oldugu halde bu olay bir kac gun sonra evinde yakmak icin vadiye calı çırpı toplamaya cikar .Fakat basina muthis bir bela gelir.Yavrusunu bir kurt kapip hizla kacmaya baslar.Talihsiz kadin aci bir ciglik basarak kurdun ardindan kosmaya baslar.
Kadın hizla kosmaktan ve yirtinircasina aglamaktan dermani kesilerek külce halinde yere yiğildigi sirada sinirsiz kudretiyle herseyi yapmaya kadir oLan yüce Allah (c.c) Cebrail vasitasiyle irden onun imdanina yetisiverir.Cebrail (a.s) hemen kurdun agzindan neye ugradgini anlamayan cocugu kurtari ve anasinin yanina getirir.Kadın ayilinca cocugu kendsiine teslim eder Ve Allah (c.c) adina söyle der "Ey iyilik verser kadin!evladini kurtarmamdan hosnutmusun Bu Sana verdigin bir Lokma kuru ekmege karsilik Allah`ın Bahsettigi bir Lokma Derecesindeki Kücük bir İyiliktir"

Peygamberımız buyuruyor ki

"Cömertlik kökü Cennette, dalları da bu dünyada boy salmış (meyvalı) bir ağaçtır Onun bir dalına tutunan kimseyi o doğru Cennete sokar Cimrilik ise kökü Cehennemde dalları bu dünyada boy salmış (kısır) bir ağaçtır Onun bir dalına tutunan kimse de kendim Cehennemde bulur"

Peygamberimiz buyuruyor ki

"Bir yudum su bile olsa gerek kendiniz, gerekse ölmüşleriniz için sadaka verin Buna gucunuz yetmiyorsa Kur'ân'dan bir âyet okuyunuz Kur'ân'dan bir şey okumasını da bilmiyorsanız, Allah'tan affınızı dileyiniz"

-Hayat-ul Kulub-

Peygarnberimiz buyuruyor ki

"(Bir) sadaka, yetmiş turlu kötülüğün kapısını kapatır Ona kat sevap kazandıran, Yetmiş kat sevap kazandıran, Yedi bin kat sevap kazandıran Birincisi yoksul ve düşkünlere verilen sadakadır.İkincisi akrabaya, uçuncusu mu'mın kardeşlerinize, dördüncüsü de ılım tahsili peşinde koşanlara verilen sadakadır"

Bu sıralamamızı şu âyet kuvvetlendirmektedir

"Allah yolunda mallarını harcayanlar, her başağı yuz taneli yedi başak bitiren bir (tohum tanesine) benzer (Verimli bir tohum tanesi gibi kat kat sevap kazanır ) Allah (c c ) dilediğinin sevabını kat kat yapar O'nun lutfu ve hazinesi gayet bol ve geniştir O herkesin ne yaptığını bilendir "

-Bakara sûresi, âyet 261-

Peygamberimiz diyor ki

"Malı olan malının, ilmi olan ilminin, kuvveti olan da kuvvetinin sadakasını versin"

Allah dostlarindan Bayazid-i Bestami hazretleri bir gün timarhanenin önünden
geçiyordu. Hakimlerden birisi de tokmakla havanda bir seyler dövüyordu.
Bayazid-i Bestami hazretleri:
"-Ne yapiyorsun Hekimbasi?
-Delilere ilaç hazirliyorum.
-Benim hastaligima da ilaç olur mu?
-Hastaligin nedir?

Günah hastaligi. Bir ilaç biliyorsan tarif et.

-Hayir, ben günah hastaliginin ilacini bilmiyorum"
O sirada parmakligin arkasindan bir deli Bayazid-i Bestami'ye seslendi:
"-Gel baba gel senin hastaliginin ilacini ben biliyorum.
-Söyle bakalim seni dinliyorum.

-On dirhem tevbe kökü ile on dirhem istigfar yapragi al. Bunlari kalb
havanina koy. Tevhid tokmagi ile döv. Insaf eleginden geçer. Göz yaslariyla
yogur. Ask firininda pisir. O macundan her gün bes kasik al. Senin
hastaligindan eser kalmaz"

Bayazid-i Bestami bunlari dinledi. Içini çekti ve:

"Hey gidi dünya hey! Seni deli diye timarhanenin parmakliklari arkasina
koyanlar utansin!" dedi.

Dostlarım, Dün, oldukça yağmurlu, Mezarlık çamurluydu, Özür dilerim...
Hastalığım amansız, Ölümüm; size göre Erken ve zamansızdı.
Kara haber, Tez yayıldı... Aldınız.
Cami avlusuna, koşup geldiniz, Son bir görev bildiniz...
Kiminiz, Namaz vaktini, iple çektiniz. Acele işiniz vardı, gidecektiniz.
Kiminiz, Kaçamak tebessümle, Hasretler giderdiniz; Bir araya gelmek için, Ölümler mi gerekirdi? Dediniz...
O soğuk sandığınız, Musalla taşında ben; Üşüyüp titremeden, Sımsıcak yatıyordum...
Hepinize bakıyor, Aklınızdan geçenleri, Birer birer okudum...
Kiminize göre ben; Güya bir melekmişim. Kiminize göre de; Dürüst bir salakmışım...
Oysa... siz, ölüleri, Hiçbir şey duymaz sanır, Bir kadavra tanırdınız. Aklınızdan geçenleri söylesem; Utanırdınız...
Sözlerimi; Nankörlüğe vermeyin. Namaz vakti, hepiniz; Oldukça naziktiniz...
İmam beni sorunca: İyi biliriz dediniz. Beni mahcup ettiniz...
Genç yaşında dul kalan, Sevgili eşim Nalân!.. O güzel gözlerdeki, Yaşlara nasıl kıydın?..
Doğrusu ya; Rolünde başarılıydın... Bana çiçek gönderen,
Vefakâr can dostlarım; Cemil, Şükrü ve Ahmet, Bu ne zahmet efendim, Bu ne zahmet...
Ya... arkadaşım Sadi; Yarım kalan işime, Ve dul kalan eşime, Göz koyan adi!..
Sabırsızlanmayın, Nefaset hanım. İşte sıra, size geldi a canım.
Hani var ya... O ilk gece, Toplanmıştık ailece, Bir şeyler soruyordu, Gözlerin, hece hece...
Oysa ben, o bakışın, Üstünde hiç durmamış, Kötüye yormamıştım...
Şimdi anladım ki; Resmen ihanet...
Kocan; Ağır aksak amma İyi adam nefaset. Ne olur... sen de onu, Birazcık idare et.
Dünya düzeni böyle, Kocana selam söyle,
Sayın, belediye başkanım Çocukluk arkadaşım; Sarı Seyfettin. Cenazeme şeref verdin, Hoş geldin...
Şu son yıllarda senin, Tapudaki sicillerin, Kabardıkça kabarmış;
Üç apartman, Altı yazlık, Yedi dükkân, Rahmetli babandan, Miras kalmıştı...
Bak sevgili dostum; Bu türlü masalları, Burada anlatan çok... Ama, hiç dinleyen yok...
Hani... bir sözün vardı-Su akarken, küp dolsun. Dolsun ama... Seyfettin, Buralarda küp müp yok, Haberin olsun!..
Hazır, yeri gelmişken; Şu, senin Eşrefin de, Kulağını çekiver...
Geçim sıkıntısı deyip, Daldı rüşvete; Kan kusturdu millete...
Bu yollardan kaçınsın, Maaşı ile geçinsin.
Ne gerek var, bu kadar, Mala, mülke, servete? Allah, zevâl vermesin, Hükümete, devlete...
Bu mektupta adını, Anmadığım dostlarım. Sahte göz yaşlarına, Kanmadığım dostlarım...
Hepiniz birer yumak, Açmakla bitmez. Sizleri yazmaya Kitaplar yetmez...
Bu dünya böyle döndü, Yine böyle dönecek,
Nefes borcu çaresiz, Ölümle ödenecek...
Mal, mülk, şöhret, ganimet Sanmayın, gerçek nimet...
Görüyorum ki, hepsi; İnsana eziyetmiş...
MEĞER, YAŞAMAK DİYET,
ÖLMEKSE, HÜRRİYETMİŞ...