|
Yeşil Elbise...
Yolda karşılaştığımızda, ezan okunuyordu.
-Gel seni camiye götüreyim dedim. Bugün Cuma biliyorsun.
-Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun, dedi.
-Biliyorum ama dedim. Sebebini de merak ediyorum.
-Ne bileyim olmuyor işte, dedi. Belki çevrenin de tesiri var. Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri çıkar diye endişe ediyorum.
Gayri ihtiyari gülmeye başladım.
-Herhalde şaka yapıyorsun, dedim. Bunun için cami terk edilir mi?
-Ciddi söylüyorum, dedi. Giyimime ve özellikle yeşile çok düşkün olduğumu biliyorsun.
Gerçekten de öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.
-Peki, dedim. Hayatında hiç camiye gitmedin mi?
-Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim, diye cevap verdi.
Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi pek zannetmiyorum.
Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Daha sonra el sıkışıp ayrıldık.
Onunla konuşmamızdan iki ay sonra, kendisinin camide olduğunu söylediler. Hemen gittim. Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı.
Yavaşca yanına yaklaştım ve kısık bir sesle:
-Hani, dedim. Camiye gelmeyecektin?
Hiç sesini çıkarmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu
SİNİRLENDİĞİNİZDE bu öyküyü hatırlayınAdam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak? Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...
Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin.
RESULULLAH'IN (S.A.V) AĞLAMASI
Resulullah (s.a.v) bir gece zevcesi Ümmü Seleme'nin evinde idi. Gece yarısı uykudan kalkıp evin karanlık bir köşesinde dua ve ağlamakla (Allah'a yalvarıp yakarmakla) meşgul oldu. Ümmü Seleme, Resulullah (s.a.v)'ı yatağında görmeyince kalkıp onu aramaya koyuldu. Bir de baktı ki Resulullah (s.a.v) evin karanlık bir köşesinde durup ellerini göğe kaldırmış, ağlayarak Allah'a şöyle yalvarıp yakarıyor:
- "Allah'ım! Bağışladığın nimetleri benden esirgeme. Beni, düşmanların bana gülmek vesilesi kılma, kıskançları bana musallat etme.
Allah'ım!Beni onlardan kurtardığın kötülük ve çirkinliklere geri çevirme.
Allah'ım! Beni hiçbir zaman ve hiçbir an kendi başıma bırakma; kendin beni her şeyden ve her afetten (beladan) koru."
Ümmü Seleme Resulullah (s.a.v)'in bu durumunu görünce ağlayarak kendi yerine döndü. Resulullah (s.a.v) Ümmü Seleme'nin ağlama sesini duyunca, ona doğru gidip ağlamasının sebebini sordu.
Ümmü Seleme şöyle dedi:
- "Ya Resulellah! Senin ağlaman beni ağlattı. Sen neden ağlıyorsun? Siz Allah katında olan onca büyük makam ve yakınlığınıza rağmen Allah'tan böyle korkuyorsunuz, Allah'tan bir an bile sizi kendi başınıza bırakmamasını istiyorsunuz, o halde vay bizim halimize!"
Resulullah (s.a.v) onun sözüne karşılık şöyle buyurdular:
- "Nasıl korkmayayım, nasıl ağlamayayım, nasıl kendi akıbetimden korkmayayım, nasıl kendi makam ve mevkime güveneyim! Oysaki Allah Teala, Hz. Yunus'u bir an kendi haline bıraktı ve onun başına gelmemesi gereken şey geldi!"
ŞEYTANLA BİR GÖRÜŞME
Şeytanla kabristanda karşılaştılar. Şeytan çok neşeliydi. Adam sordu:
"Bu ne hâl?"
"Altın devrimi yaşıyorum." diye cevap verdi şeytan.
Adam anlamazlıktan geldi: "Ne demek istiyorsun?" "Sen de pekâla biliyorsun," dedi, "Asırlarca âhirzaman dedim durdum. Şimdi artık mutluyum. O Asr-ı Saadet'te neler çektiğimi bir ben bilirim. Hangi sahabeyi görsem dizlerimin takatı kesilirdi.
Hele Ömer, onu görünce saklanacak delik arar, yolumu değiştirirdim. Daha sonra da rahat yüzü gördüm sayılmaz. Sahabeler gitti, müçtehidler geldi. Her asırda bir kutup, bir müceddid, nice alim, nice veli...
Bana rahat yüzü mü gösterdiler?. Geylânî gitti, Gazali geldi; Rabbanî gitti, Mevlâna geldi.. Selçuklunun çöküşüyle biraz
rahat edeceğimi sandım. Ne gezer. Al sana Osmanlı Ama şimdi altın devrimi yaşıyorum. Evet altın devrimi.
Şeytan, daha sonra da bir nârâ atarak "Gün benim, devran benim" diye ekledi.
"Milyonlarca, milyarlarca insanı nasıl yoldan çıkarıyorsun? Bunu hangi kuvvetle yapıyorsun?" diye sordu adam.
Şeytan bir kahkaha savurdu: "Allah'ın onlara verdiği kuvvetle!" "Nasıl olur!?"
"Anlatayım," dedi şeytan. "İnsana takılan bütün âletler, duygular, verilen bütün hisler, kuvvetler hep Allah'ın ihsânı.
Ben o insana Allah'ı unutturuyorum. İçine vesvese atıyor, ne lâzımsa yapıyorum. Oyunlar tezgâhlıyor, tuzaklar kuruyorum. Sonunda bana uyarsa, Allah'ın bu ihsanlarını benim istediğim yönde kullanıyor. İşte bütün mesele bu kadar basit."
"Demek sen Allah'ı biliyorsun?" diyerek hayretini belirtti adam.
Şeytan acı acı gülerek; "Öyle lâf ediyorsun ki şaşıyorum" dedi.
"Hiç bilinmeyen bir Zât'a isyan edilir mi? Onu bilmeyen mi var? Ama kimisi Kur'an'ı dinler, emirlerine uyar.
Kimisi de beni dinler, isyan yolunu tutar. Bu ayrı mesele."
Adam, şeytana silahlarını sordu. "Bunları ezberlemeye hafızan yetmez," dedi şeytan. "En çok kullandıklarım dünya sevgisi, benlik dâvâsı, şehvet, gazap, hırs, haset, riya. Herkesin nabzına göre şerbet veririm.
Birine aldanmazsa, diğerini sunarım. Kendime bağlayıncaya kadar peşini bırakmam. Bunu başardım mı işim kolaylaşır. Artık ben o kişinin ardına düşmem. 0 beni takip eder."
Şeytan onu bir kabre götürerek "Bak" dedi. Adam baktı. Toprağın altı da, üstü gibi seyredilebiliyordu
Şeytan, "Şu var ya," dedi, "Bil bakalım, erkek mi, kadın mı?"
"Ne bileyim ben," diye cevap verdi adam.
Şeytan "vaktiyle" dedi, "şu kemikler bir kadının, şu ileridekine de bir delikanlının bedenleri sarılıydı.
İkisini de rahatlıkla parmağımda oynatıyordum. Bu kâinatı, ondaki harika hadiseleri, insanın mükemmel yaratılışını,
ölümü, hesap gününü, kısacası, her hakikatı unutturdum onlara. Şehvetten başka birşey düşünmez oldular.
Bir ömür boyu hayvan gibi yaşadılar. Şimdi de azap çekiyorlar."
Mezarlıkta biraz ilerlediler. Şeytan bir başka kabri gösterdi: "Bil bakayım," dedi, bu kemikler zengin kemiği mi,
fakir kemiği mi?"
"Kemiklerden birşey anlaşılmıyor" dedi adam. Ama mezar taşından bu şahsın vaktiyle zengin biri olduğu belli.
"Evet," diye cevap verdi şeytan. "Ben bu adamı servetiyle gururlandırdım. Mal sevgisi gönlünde o kadar yer etti ki,
işin birini bırakıp diğerine koşuyor, rüyalarında bile parayla uğraşıyordu. Ona rahat yüzü göstermedim.
Gayri meşru kazançların peşinde koşturdum. Zâlim ettim, hırsız ettim, mağrur ettim... Bunlar onu mahvetmeye yetti;
şimdi ilk hesabını veriyor. Şu berideki de bir fakirdi. Onu da bunun malına haset ettirdim. Kalbine kin ve nefret
tohumları serptim. Bu kadarla da kalmadım, onu ruhî bunalımlara ittim. Sonunda kaderi tenkide kadar götürdüm.
O da bir başka azap içinde. İşte bir taşla iki kuş vurmak diye buna denir."
Sözün burasında hiç alâkası yokken yine, "Şu Osmanlılar yok mu," diye içini çekti, şeytan"
kendileri gittiler ama, yine de bana çok çektiriyorlar. Fakat ben de intikamımı iyi aldım."
"Nasıl aldın?' diye sordu adam.
"Anlatayım," dedi. Bunu söylerken göğsünü kabartmış, ellerini koltuklarının altına sokmuş, başını gururla dikmişti:
"Asırlarca dinin, îmanın ve namusun bayraktarlığını yaptılar. Nice plânlarımı akîm bıraktılar. Nice insanları Allah'a secde ettirdiler. Fakat, şimdi ne oldu? Onların torunları benim peşimdeler. Hâyâ perdelerini sıyırıp çöpe attım.
Şimdi birbirlerinin namusuna kötü gözle bakmayı hüner sayıyorlar. Bu manzara beni keyfimden çıldırtıyor.
Dahası da var. Dün Osmanlının isminden dehşete kapılan Avrupalı, bugün memleketinize rahatlıkla giriyor.
İstediği gibi eğleniyor ve Meyhanelerinizde, kızlarınızın taşıdığı içkileri içiyorlar.Bu konuşmaları dinlerken adamın
içinde bir sıkıntı belirmiş ve şeytanın kendisini ümitsizliğe düşürmek istediğini anlamıştı.
Elbette daha fazla konuşturamazdı:
"Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı vardır." diye başladı söze. "işte şimdi bu bahara girmek üzereyiz.
Sözünü ettiğin pespaye gençliğe bedel din, vatan millet için gece gündüz çalışan çırpınan, göz
yaşı döken yeni bir gençlik daha yetişiyor. Hem de akıl almaz bir hızla. Bunu sen de biliyorsun.
Nitekim onlarla durmadan uğraşıyorsun. Öyle değil mi?"
Şeytan adamın söylediklerini inkâr edemezdi. Ve yanından ayrılırken "evet" dedi biliyorum.
Ensar'dan bir zat vefat etmek üzereydi. Alemlere rahmet Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz de bu zatın yanında bulunuyor, onunla ilgileniyordu. Efendimiz (s.a.v) ölüm meleği Azrail'in (a.s) geldiğini gördü ve aralarında geçen konuşmayı şöyle haber verdi.
Resûlullah (s.a.v), ölüm meleğine:
- Ey ölüm meleği, bu sahabeme yumuşak davran; şüphesiz o bir mü'mindir." buyurdu. Ölüm meleği Azrail (a.s) şöyle dedi.
- Gönlün hoş, gözün aydın olsun; bil ki ben her mü'mine yumuşak davranırım. Ey Muhammed, şunu bil: Ben bir insanın ruhunu alınca, onun ailesinden birisi feryat ederse, ben ruh elimde olduğu halde adamın evinin kapısında durur ve:
"Bu feryat da ne oluyor? Vallahi biz bu kimseye zulmetmedik, ecelinin önüne geçmedik, kendisi için takdir edilen vakitten önce gelmedik. Onun ruhunu aldığımız için bir günaha da girmedik. Eğer Allahu Teala'nın yaptığına razı olursanız, sevap alırsınız. Eğer üzülür ve kızarsanız, günaha girersiniz. Sizin bizi ayıplayacak bir durumunuz yok. Hem biz size daha çok geleceğiz. Siz kötü halden sakının, kötü ölümden sakının." derim.
Ey Muhammed! Yer yüzünde köylü-şehirli, iyi-kötü kim varsa, ben her gün onları gözden geçiririm. Ben onların büyüğünü ve küçüğünü kendilerinden daha iyi tanırım. Vallahi Ya Muhammed, Allahu Teala'nın izni olmadan ben bir sineğin canını almaya güç yetiremem."
Bu hadisi nakleden Cafer b. Muhammed (rah) demiştir ki:
"Bana şu haber ulaştı: Azrail Aleyhisselam insanları namaz vakitlerinde gözden geçirir. Ölüm anında ruhunu almak için baktığında, eğer o kimse namazlarını muhafaza eden bir kimse ise, melek ona yakın durur, şeytanı ondan uzaklaştırır. Bu arada melek ona: "Lâ ilâhe illallah Muhammedu'r-Resûlullah" sözlerini telkin eder. Bu, gerçekten büyük bir hâldir."
Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (Mücadele Suresi, 22)
Allah'ın cennetini vaat ettiği ve müjdelediği müminlerin belli başlı vasıfları ayetlerde şöyle belirtilmiştir:
İman edip, salih amellerde bulunurlar. (Bakara Suresi, 25)
Allah'tan korkup sakınırlar. (Al-i İmran Suresi, 15)
Bollukta da darlıkta da infak ederler. (Al-i İmran Suresi, 134)
Öfkelerini yenerler. (Al-i İmran Suresi, 134)
İnsanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçerler (Al-i İmran Suresi, 134)
Çirkin bir hayasızlık işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp, hemen günahlarından dolayı bağışlanma isterler. (Al-i İmran Suresi, 135)
Yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmezler. (Al-i İmran Suresi, 135)
Allah'a ve elçisine itaat ederler (Nisa Suresi, 13)
Namazı kılarlar, zekatı verirler, elçilere inanır, onları savunup desteklerler. (Maide Suresi, 12)
Doğru sözlüdürler. (Maide Suresi, 119)
Hicret ederler, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd ederler. (Tevbe Suresi, 20)
Güzel davranışlarda bulunurlar. (Yunus Suresi, 26)
Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlanırlar. (Hud Suresi, 23)
Tevbe ederler. (Meryem Suresi, 60)
Emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler. (Müminun Suresi, 8)
Namazlarını (titizlikle) korurlar. (Müminun Suresi, 9)
Hayırlarda yarışırlar. (Fatır Suresi, 32)
Muhlistirler. (Saffat Suresi, 40)
Allah'ın ayetlerine iman ederler. (Zuhruf Suresi, 69)
Bizim Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru bir istikamet tuttururlar. (Ahkaf Suresi, 13)
Takva sahipleridir. (Muhammed Suresi, 15)
Gönülden Allah'a yönelip, dönerler. (Kaf Suresi, 32)
Görmedikleri halde Rahman'a karşı içleri titreyerek korku duyarlar ve içten Allah'a yönelmiş bir kalp ile gelirler. (Kaf Suresi, 33)
İhsanda bulunurlar. (Zariyat Suresi, 16)
Seher vakitlerinde istiğfar ederler. (Zariyat Suresi, 18)
Yarışıp öne geçerler. (Vakıa Suresi, 10)
Adaklarını yerine getirirler ve şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar. (İnsan Suresi, 7)
Ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. (İnsan Suresi, 8)
Elçiye gereken saygıyı gösterirler. (Hucurat Suresi, 3)
Bir Gün Nefesin Kesilecek...
"Ey ölümlü fani nefsim! Elbette bir gün nefesin kesilecek. Hem de hiç ummadığın bir anda, hiç beklemedigin bir yerde. İşte o zaman umutların tükenecek, dünyan kararacak, göz kapakların hiç açılmamak üzere kapanacak, ağlaşanları duyamayacak kadar sağırlaşacaksın. Kalbinden hiçbir ses gelmeyecek, nabzın etrafindaki vaveylaya inat, hiç atmayacak. O kibirle, gururla, firavun gibi tozları savurduğun ayaklarının mecali kesilecek, nice günahlar işlediğin ellerin iki yanında mıhlanmış gibi duracaklar. O hain gülüşün ile, hiç solmayacakmış gibi duran meymenetli yüzün buruşup pörsüyecek ve nühusetli bir eda ve abus bir çehre ile terkedeceksin o çok sevip, uğruna en kiymetli şeylerini tereddütsüz feda ettiğin dünyanı... Ve terkedileceksin dostların tarafindan, küreklerinden atılan toprağın altında bırakılarak! Ne neslin, ne malın, ne canın, ne rütben, ne de dünyevi dostların hiçbir teselli veremeyecekler sana. O dem sesler kesilecek, tek renkli dünyana göç edeceksin! Bağırmak isteyeceksin bağıramayacaksın, pişman olduğunu defalarca haykırmak isteyeceksin, dilin tutulacak. Geri dönmek isteyeceksin, 'Bir kez daha!' diyeceksin. Kapıların sımsıkı kapalı olduğunu göreceksin. Hıçkıra hıçkıra ağlamak isteyeceksin, gözünden tek damla yaş akmadığını göreceksin. Kendi kendine hayıflanıp, beş para kıymeti olmayacak serzenişlerde bulunacaksın. Habire; sen vardım dedin, yok oldun iste! Sen oldum dedin öldün be iste.
Sen bildim dedin unutuldun iste. Gözün varken görmedin, kulağın varken dinlemedin, kalbin varken hissetmedin, Aklın varken anlamadın. Şimdi hepsini kaybettin. Sana hizmet eden bütün arzuların; artık senin nankörlüğün, , vefasizligin, emanete hiyanet etmekliğin yüzünden senden şikâyet etmeye baslayacaklar.
Ey miskin nefsim! En ufak bir menfaatin için, en habis Şeytanların ayaklarnı öpecek kadar zillete düşüyorsun. Sonsuz ve hakiki bir menfaat için neden başını secdeye götürmekte tereddüt ediyorsun? Hangi cesaretle kullugun izzetini elinin tersiyle itiyorsun? Karanlık ve soğuk cehennem ateşinin seni yakmayacağına dair elinde bir senet mi var? O karanlık ve daracık kabre konulmamak için bir taahhüt mü aldın yoksa?
Titre nefsim, titre! Titre de kendine gel! Çünkü ölüm gelince titreyemeyeceksin...
Ne neslin, ne malın, ne canın, ne rütben, ne de dünyevi dostların hiçbir teselli veremeyecekler sana. O dem sesler kesilecek, tek renkli dünyana göç edeceksin! Bağırmak isteyeceksin bağıramayacaksın, pişman olduğunu defalarca haykırmak isteyeceksin, dilin tutulacak.
Bügün,
Sabah namazini mescitte cemaatle kildinmi?
Bügün,
Kur'an'dan bir sey okudun ve üzerine hic dusundunmu? Her namazdan sonra vird ve zikirlere deva ediyormusun? Namazlarini sünnetleriyle birlikte vaktinde ve ta'dil-i erkân üzere kilmaya gayret ediyormusun? Namazda okuduklarin, düsünerek tam bir huu icinde olabiliormusun?
Bügün,
ölümü ve kabri hic hatirladinmi?
Bügün,
son nefesteki halinin ne olacagini, ahiret gününü, onun siddetini ve korkusunu hic aklindan ve hatirindan gecirdinmi?
Bügün,
Allah'u Teala'dan, seni cennetine koymasini hic istedinmi?
Bügün,
Allahin azabindan korumasi icin O'na hic sigindinmi? (Rivayet edilir ki, kim bunu her gün yaparsa, atesten emin olur: "Allahümme Ecirni Minennâr" Allahim beniatesten koru.
Bügün,
Peygamber Efendimizin hadisi seriflerinen bir bölüm okudun ve onlarla amel etmeye niyet ettnmi?
Bügün,
kötü kisilerle arkadaslik yapmaktan uzak durdunmu?
Bügün,
Saka ve gülmekten cokca kacinmaya calistinmi?
Bügün,
Allah'a kurtuluşun için hiç ağladın mı
Bügün,
sabah ve aksam zikirlerini okudunmu?
Bügün,
isledigin gunahlardan oturu Allah'a hic tevbe ve istigfarda bulundunmu?
Bügün,
tam bir sidk ve sadakatla Allahtan sehilik talep ettinmi?
Allah Resulu (Sallallahu aleyhe ve sellem) buyurur ki,
"Kim ki Allah'tan tam bir sadakale sehit olmayi arzu ederse, Allah Teala yataginda ölse dahi o kisiyi sehitler mertebesine erdirir".
Bügün,
kalbinin, Allahin dininde sabi kalmasi icin Allaha hic dua eve niyazda bulundunmu? 'Bu dua soyledir: "Allahümme yâ mukallibe'l-kulûb, ebbit kalbî alâ dinike" (Ey kalbleri evirip ceviren Allah'im, benim kalbimi dinin uzere sabit kil.) Amin.
Bügün,
duanin kabul saatlerini gozleyip o saatlerde Allaha hic yalvardinmi?
Bügün,
yeni Islami kitaplar satin alip onlari dinin icin infak ettinmi (dagittin)mi?
Bügün,
tum musluman kadin ve erkeklericin istigfarda bulundunmu? (Böyle yaptigin takdirde, senin icin he rbir mumin ve mumine icin bir hasene iyilik yazilir, buyurulmustur)
Bügün,
Islam nimeti icin Allah'a hic hamd ettinmi?
Bügün,
isitme, gorme, kalp ve sana verilen tum uzuvlarin icin Allaha hic hamd ve senada bulundunmu?
Bügün,
fakir ve muhtaclar icin herhangi bir tasaddukta bulundunmu?
Bügün,
nefsin iin sinirlenmeyi hic terk ettinmi? ve yalniz Allah icin öfkelenmeye calitinm?
Bügün,
Allah icin din kardeslerinden herhangi birini ziyarette bulundunmu?
Bügün,
ailene, kardeslerie, komsularina ve seninle irtibat halinde olan kimseleri Allaha davet ettin, yani onlara herhangi ir ogut ve nasihatta bulundunmu?
Bügün,
anne ve babana herhangi bir iyilikte bulundunmu? Sana bir musibet gelip de, sen "Inna Lillahi Ve Inna Ileyhi Raciûn" dedin mi?
Bügün,
bu uayi hic soyledinmi? "Ey Allah'im ben onun sirk oldugunu bildigim halde, sirk kosmaktan sana siginirim, bilmedigm seylerden de sana istigfar ederim" "Kim sabah-aksam bununla dua ederse, Allah Teala, ondan sirkin buyuklerini ve kucuklerini giderir, "buyurmustur.
Bügün,
muhitine herhangi bir ihsanda bulundunmu?
Bügün,
kalbini, kibirden, riyadan, hasetten ve her turlu zararli huy ve aliskanliklardan temizledin (temizlemeye calistin) mi?
Bügün,
dilini her turlu yalandan, giybetten, dedikodudan, soz tasimakta ve tum faydasiz sozerden temizledinmi (temizlemeye calistin) mi?
Bügün,
kazancinda, yemende, icmende, giyiminde (Haram ve supheli selerin karismamasi icin) hic Allahtan korktunmu?
Eger hayirli bir is görmek istersen,
Bugünün isini yarina birakma.
Hz. Ali (R.A.)
1- Allahi tanidiginizi söylüyorsunuz, ama emirlerini tanimiyoruz.
2- Kurani okuyorsunuz, ama manasiyla amel etmiyoruz.
3- Rasulullahi sevdiginizi idda ediyorsunuz, sünnetini ise tatbik etmiyoruz.
4- Seytanin düsman oldugunu söylüyorsunuz, ama onunla dostluk kuruyoruz.
5- Cenneti sevdiginizi idda ediyorsunuz, ama ona hazirlik yapmiyoruz.
6- Cehennem den korktugunuzu idda ediyorsunuz, ama kurtulus icin günahtan uzak kalmaya gayret etmiyoruz.
7- ölüm haktir diyorsunuz, hak olan ölüme hazirlik yapmiyoruz.
8- Kardeslerinizin ayibiyla ugrasiyor, kendi ayibinizi görmüyoruz.
9- Allahin verdigi nimetleri yiyor, ama sükrünü unutuyoruz.
10- ölülerimizi gömüyoruz, ama bir gün kendimizin de gömülecegini hatirlamiyoruz
YERYÜZÜ, HER GÜN, İNSANLARA 10 CÜMLE İLE SESLENİR
EY ADEMOĞLU!
Üzerimde ; gezip dolaşıyorsun! İçimde ; hareket edemeyeceksin!
Üzerimde ; günah işlersin! İçimde ; hesap vereceksin!
Üzerimde ; gülüyorsun! İçimde ; ağlayacaksın!
Üzerimde ; neşelenirsin! İçimde ; mahzun olacaksın!
Üzerimde ; mal topluyorsun! İçimde ; pişman olacaksın!
Üzerimde ; haram yiyorsun! İçimde ; kurtlar seni yiyecek!
Üzerimde ; hile yapıyorsun! İçimde ; zelil olacaksın!
Üzerimde ; sevinçlisin! İçimde ; üzüntüye düşersn!
Üzerimde ; ışıkta geziyorsun! İçimde ; karanlığa düşersin!
Üzerimde ; herkesle berabersin! İçimde ; yalnız kalacaksın!.
ALLAH KAİNATI NİÇİN YARATMISTIR?
Allahu Teala insanları sevdiği için yaratmıştır.Allah insanları seviyor çünkü nefes alsın diye Oksijeni yarattı, içsin diye suyu, yesinler diye bitkilere emretti , toprağı meyve sebzeye hayvanlara bitkileri et, süt, yumurta, bala dönüştürmektedir.Bütün kainat insanlara hizmet etsin diye yaratılıştır.Allah insanları sevdiği için cenneti yaratmış ,cennete gidebilelim diye Allah Kuranı göndermiş , Kurandaki ibadetleri ( Allahın tüm emirleri , ibadetleri , insanların yararına , hep insanlar için , tüm yasaklarıda insanların zararına olduğu için yasaklanan haramlardır. ) yaparak , dünyada mutlu olmamızı , sonuçta cenneti kazanmamızı istemistir.
Güzel bir manzara resmini ressam neden yapar ? Çünkü hosuna gitmis , sevmistir. Önceden o resim yokken sonradan yapılmış olur. Tıpkı bunun gibi Allahta evreni ve insanlari sevdigi için , güzellik için , önceden yokken , yoktan var etmiş , dünyada insanlar , cenneti yaşasın diye ibadetleri ( insanlara yararlı olan şeyleri ) emretmiş , bu ibadetleri yapıp dünyayı cennete çevirenlere ahirette cenneti vaad etmiştir.
Insana hizmet için evreni ( su ,agaç , hayvan , bitki...) yaratan Allah , dünyada huzur , barış içinde yaşaması için emir-yasaklar ( ibadeti ) insanlara bildirmiş , bunlar yapanlarada cenneti vermistir.
Insan üç nedenle yaratılmıştır : Allah sevdigi için insanı yaratt , insana hizmet etsin diye evreni yarattı , cennete gidelim diyede , cennetin anahtarı olan Kuranı indirdi. Ibadet dünyayı cennete çevirir, ahirettede cenneti garantiler...yaratılmasaydık , cennete gitme ihtimalimiz olmazdı.
NOT :Agrı ,sızı , ateş , diş ve karın ağrısı ...Allahın insanlara verdiği bir ceza degil , bir hediye , bir iyilik , bir lutüftur. Çünkü karın ağrısı olmasa karnımızdaki hastalıktan haberimiz olmazdı , dişimiz ağrımasa , dişimizi kaybedebilirdik ve bizim haberimiz bile olmazdı ...O ağrı , sızılar... bizim hastalıklara karşı alarm sistemimizdir ve iyi ki onlar vardır.
O halde ağrı , sızı ...bir ceza değil , bir mükafaat , bir hediyedir.
!!!UTANMADIKTAN SONRA DİLEDİĞİNİ YAP!!!
Dilini, Allahü teâlânın ismini anmaktan başka işlerle uğraşmaktan ve başka şeyler konuşmaktan koru. Nefsini hesâba çek. İlme yapış ve edebi muhâfaza et. Hak ve hukûka riâyet et. İbâdetten ayrılma. Güzel ahlâklı, merhamet sâhibi ve yumuşak ol. Allahü teâlâyı unutturacak her şeyden uzak dur ve onlara kapılma."
"Sana vasıyyet eylerim ey oğul ki, her hâlinde ilm ve edeb ve takvâ üzere ol! İslâm âlimlerinin kitâblarını oku! Fıkh ve hadîs öğren! Câhil tarîkatcılardan sakın! Şöhret yapma! Şöhretde âfet vardır. Çok simâ; eyleme! Çok simâ, kalbde nifak yapar, kalbi öldürür. Simâ;ı inkâr da etme ki, büyüklerin çoğu simâ; yapmışlardır. Arslandan kaçar gibi, câhillerden kaç! Bid;at sâhibi, sapıklar ile ve dünyâya düşkün olanlar ile arkadaşlık etme! Halâldan yi! Çok gülme! Kahkaha ile gülmek, gönlü öldürür. Herkese, şefkat ve merhamet et! Kimseyi hakîr görme! Kimse ile münâkaşa, mücâdele etme! Kimseden birşey isteme!
İslâmiyyetde esâs, Allahü teâlânın var ve bir olduğuna inanmak, Ona kendini teslîm etmek ve Ona ibâdet ederek lutflarına şükr etmekdir. İslâmiyyet, bütün insanlara kardeşliği, iyiliği, sevgiyi emr eder. Onlardan rûh, beden, dil ve amel [iş] temizliği ister. İslâm dîni, şimdiye kadar insanların bildiği dinlerin muhakkak en mükemmeli, en üstünü ve sonuncusudur. MUHAMMED ALEXANDER RUSSEL WEBB (Amerikalı
Allahü teâlânın varlığını ve birliğini, Mûsâ aleyhisselâm kendi milletine, Îsâ aleyhisselâm kendi ümmetine, fekat Muhammed aleyhisselâm bütün dünyâya bildirdi. Arabistân temâmiyle putperest olmuşdu. Îsâ aleyhisselâmdan altı asr sonra, Muhammed aleyhisselâm kendisinden evvel gelmiş olan İbrâhîm, İsmâîl, Mûsâ ve Îsâ aleyhimüsselâmın bildirdikleri Allahü teâlâyı arablara tanıtdı. Arabların yanına sokulan Aryenler [yanî Aryüse tâbİ olan hıristiyanlar] ve hakîkî Îsâ dînini bozarak onlara üç tanrı, yanî Allah, Allahın oğlu, Rûh-ul-kuds gibi, kimsenin anlıyamıyacağı akîdeleri yaymağa çalışanlar, şarkın sulh ve huzûrunu temâmen bozuyorlardı. Muhammed aleyhisselâm onlara doğru yolu gösterdi, arablara Allahü teâlânın bir olduğunu, Onun ne babası, ne de oğlu bulunmadığını, böyle birkaç Allaha tapmanın puta tapmakdan kalan saçma bir âdet olduğunu anlatdı.)
Kitâbın başka bir yerinde Napoléonun, (Öyle zannediyorum ki, yakında bütün dünyânın aklı başında kültürlü insanlarını biraraya toplayarak bir hükûmet kurmak ve bu hükûmeti [Kur;ânda yazılı olan esâslara göre] idâre etmek imkânını bulacağım. Ancak Kur;ânda yazılı olan esâsların doğruluğuna inanıyorum.Bunlar, insanları bahtiyârlığa götürecekdir) sözleri yazılıdır (napoleon)
İslâmiyyetde en çok beğendiğim şey, düâlardır. Çünki, hıristiyanlarda düâlar, Allahü teâlâdan hazret-i Îsâ vâsıtasıyle, servet, mevkı itibâr vesâir dünyâ varlıklarını istemek için yapılır. Hâlbuki, müslimânlar düâ ederken, Allahü teâlâya şükrânlarını arz ederler ve bilirler ki, onlar dinlerine ve Allahü teâlânın emrlerine riâyet etdikleri müddetçe, Allahü teâlâ, onlara muhtâc oldukları her şeyi, onlar istemeden, verecekdir. CECILLA CANNOLY
Niçin müslimân olduğumu soruyorsunuz.Beni müslimân yapan ve onun hak din olduğunu bana bildiren husûsları aşağıda sıralıyorum:
1) İslâmiyyet, dünyâda tanıdığımız bütün dinlerin iyi kısmlarını ihtivâ eder. Bütün dinler insanların sulh ve sükûn içinde yaşamasını isterler. Fekat, hiçbir din bunu, islâm dîninde olduğu gibi insanlara açıklıyamamışdır.Başka hiç bir din, islâm dîni kadar hâlıkımıza ve din kardeşlerine karşı, bu derece sevgi aşılıyamamışdır.
2)İslâmiyyet, sulh ve sükûn içinde Allahü teâlâya tam bir teslîmiyyet emr eder.
3)Târîh tedkîk edilirse, hakîkaten islâm dîninin en son ilâhî hak din olduğu ve artık başka bir din zuhûr etmiyeceği kendiliğinden meydâna çıkar.
4)Muhammed aleyhisselâm, islâmı teblîg etmiş olup, Peygamberlerin sonuncusudur.
5)İslâm dînine giren bir kimse, şübhesiz eski dîninden ayrılmış olacakdır. Fekat, bu ayrılık zan olunduğu kadar büyük değildir.Bütün ilâhî dinlerde îmân esâsları birdir.Kur;ân-ı kerîm, eski ilâhî dinleri kabûl eder. Ancak, bu dinlere sonradan karışdırılan yanlış akîdeleri düzeltmekde, Îsâ aleyhisselâmın hakîkî dînini izhâr etmekde, Muhammed aleyhisselâmın son Peygamber olduğunu ve Ondan sonra başka bir Peygamber gelmiyeceğini ilân etmekdedir. Yanî islâmiyyet, diğer dinlerin hakîkî ve kâmil şeklidir. İnsanlar dürlü menfeatler ve ihtirâslar yüzünden, birbirlerine düşman olmuşlardır. Bundan menfeat umanlar olmuş, dinleri birbirine karşı düşman yapmağa çalışmış, aslı Allahü teâlâyı tanımak olan dinleri, dünyâ işlerinde bir vâsıta olarak kullanmağa başlamışlardır. Hâlbuki, dikkat edilecek olursa, islâm dîninin, diğer ilâhî dinleri kabûl etdiği, fekat onlarda zemânla ve insan eliyle yapılan hatâları tashîh etdiği görülür. İslâmiyyeti kabûl etmek, erkek ve kadın bütün insanların muhtâc oldukları, manevî ve maddî yardımı yapmak demekdir.
6)İnsanlar arasında kardeşlik fikri, hiç bir dinde, islâm dîninde olduğu şeklde bildirilmemişdir. Müslimân olan herkes, hangi ırkdan, hangi milletden, hangi renkden ve hangi dilden olursa olsun, birbirlerinin din kardeşleridir. Siyâsî düşünceleri ne olursa olsun, birbiri ile kardeşdirler. Bu büyüklük hiç bir dinde yokdur.
7)İslâm dîni, dünyâda kadınlara da büyük haklar veren bir dindir. İslâm dîni, kadına en büyük yeri vermişdir. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm, (Cennet anaların ayağı altındadır) buyurmuşdur.
İslâm dîni, diğer dinlere mensûb olanların yapdıkları eserlere hurmet etmiş, bunları barbarlar gibi yıkmamışdır. İstanbulda Fâtih ve Sultân Ahmed câmileri yapılırken, Ayasofyanın bazı kısmlarını model almakdan çekinmemişlerdir. Müslimânlar bütün târîh boyunca, diğer din mensûblarına en büyük adâleti ve merhameti göstermişlerdir.
İşte bütün bunlar için, ben müslimânlığı kendime din olarak seçdim. ROLF FREİHERR VON EHRENFELS
oğullar, Rûh-ul-kudsler, Îsâ aleyhisselâmın Allahın oğlu olduğunu isbât için akl almaz uydurmalar ve dahâ bir takım hurâfeler, âyinler, dürlü dürlü merâsimler, beni Allahü teâlâya yaklaşdırmıyor, aksine Ondan uzaklaşdırıyordu.
Ben, bir tek Allahın varlığına inandığımdan, hiç bir zemân teslîsi (üç tanrıyı) kabûl etmedim ve Îsâ aleyhisselâmı hiç bir zemân Allahın oğlu olarak tanımadım.Demek oluyor ki, ben dahâ islâmiyyeti tanımadan evvel, Kelime-i şehâdetin yarısı olan (Lâ ilahe illallah) kısmını çokdan kabûl etmişdim. İslâm dîni ile meşgûl olmağa başladığım ve Kur;ân-ı kerîmde rastgeldiğim meâl-i şerîfi, (Söyle ki, Allahü teâlâ birdir, doğmamışdır ve doğurmaz ve Ona benzer hiç bir varlık yokdur) olan İhlâs sûresini okuduğum zemân, (Aman Allahım, işte ben tam buna inanıyorum) dedim ve içimde büyük bir ferâhlık duydum. İslâmiyyeti dahâ derinden tedkîk etmenin çok lüzûmlu olduğunu gördüm. İslâmiyyeti inceledikce, bu dînin benim düşüncelerime temâmen uygun olduğunu hayret ile görüyordum. İslâmiyyet, din adamlarını, hattâ Peygamberleri aleyhimüssalevâT bizim gibi insanlar olarak kabûl ediyor, onlara ilahlık vasfı vermiyordu. Hele, bir papazın günâhları afv edebileceğini, aslâ kabûl etmiyordu. İslâm dîninde, hiç bir hurâfe, akla uymıyan bir hükm, anlaşılmıyan bir bahs yokdu. İslâm dîni, tâm benim istediğim gibi, mantıkî bir dindi. Katolikler bildirdikleri gibi insanların günâhkâr olarak dünyâya geldiklerini kabûl etmiyordu. İnsanlara rûh ve beden temizliği emr ediyordu. Tıbbın esâs kâidesi olan temizlik, islâm dîninde, Allahü teâlânın bir emriydi. İbâdete temiz olarak gelmeği emr ediyordu ki, başka hiç bir dinde buna rastlamamışdım. Hıristiyanlıkda, hıristiyan dînine girerken ve âyinlerde Îsâ aleyhisselâm ile, hâşâ tanrı ile birleşebilmek için papazın Îsânın eti diye verdiği ekmeği yimek ve kanı diye verdiği şerâbı içmek gibi âyinlerin, puta tapan en ibtidâî kavmlerin bir âdeti olduğunu görüyor ve bunlardan nefret ediyordum.Benim pozitif ilmlerle inkişâf eden aklım, böyle çocukça ve hakîkî bir dîne yakışmıyan saçma merâsimleri, şiddet ile red ediyordu. Diğer tarafdan, islâmiyyetde bunların hiç biri yokdu. İslâmiyyetde yalnız hakîkat, sevgi ve temizlik vardı.
Artık karârımı vermişdim.Müslimân dostlarıma gitdim ve müslimân olmak için ne yapmak lâzım geldiğini sordum. Bana (Kelime-i şehâdet) söylemesini ve manâsını öğretdiler. Ben yukarda da söylediğim gibi, bunun yarısını, yanî (Bir tek Allah vardır) kısmını müslimân olmadan evvel kabûl etmişdim. Geri kalan (Muhammed aleyhisselâm Onun resûlüdür) kısmını da kabûl etmek hiç güç olmadı. Artık İslâm dîni hakkında neşr olunmuş ciddî eserleri incelemeğe başladım. Bunların arasında Melek Bennâbînin çok güzel bir eseri olan (Le Phéne Coranique)i okuduğum zemân, Kurân-ı kerîmin ne muazzam bir eser olduğunu hayret ve takdîr ile gördüm. Bundan ondört asr önce indirilmiş bu Allah kitâbında yazılı olanlar, bugünki ilmî ve fennî araşdırmaların netîcelerine temâmiyle uymakdadır. Hem ilm ve fen ve hem de ictimâî feâliyyetler bakımından, Kurân-ı kerîm, yalnız bugünün değil, aynı zemânda yarının da kitâbıdır. Dr. BENOİST [ALÎ SELMÂN] (Fransız)
Beni müslimân olmağa sevk eden ve bütün kalbimle İslâm dînine bağlıyan husûslar şunlardır:
1)Tek Allahın varlığı. İslâmiyyet, bir tek büyük hâlık tanır. Bu büyük yaratıcı ne doğmuşdur, ne doğurur. Bir tek yaratıcıya inanmak kadar mantıkî ve makûl ne vardır?En basît düşünceli bir insan bile, bunu doğru bulur ve buna îmân eder. İsmi Allah olan bu tek büyük yaratıcı, en büyük ilmin, en büyük hikmetin, en büyük kudretin ve en büyük güzelliğin sâhibidir.Merhamet ve şefkati de sonsuzdur.
2)Allahü teâlâ ile kul arasında kimsenin bulunmayışı, İslâmiyyetde kul, rabbi ile karşı karşıya gelir ve doğrudan doğruya Ona ibâdet eder. Allahü teâlâ ile kul arasına, kimsenin girmesine lüzûm yokdur. İnsanlar, gerek dünyâda, gerek âhiretde yapılması gereken husûsları, Allahü teâlânın kitâbı olan Kurân-ı kerîmden, hadîs-i şerîflerden ve islâm âlimlerinin kitâblarından öğrenirler. Yapdıkları işlerin hesâbını yalnız Allahü teâlâya verirler. Bir insanı ancak Allahü teâlâ mükâfâtlandırır veyâ cezâlandırır. Allahü teâlâ, hiçbir kulunu, yapmadığı bir işden mesûl tutmaz ve hiçbir kuluna yapamıyacağı bir işi emr etmez.
3)İslâmiyyetdeki büyük merhamet. Bunun en açık ifâdesi, Kur;ân-ı kerîmdeki (Zor ile müslÜmân yapmak yokdur) meâlindeki âyetdir. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm, bir müslümânın ilm öğrenmek için, îcâb ederse, en uzak yabancı memleketlere gitmesini emr etmekdedir.Müslimânlara, müslimânlıkdan evvel gelen hak dinlerin bozulmıyan kısmlarına hurmet etmeleri de emr olunmakdadır.
4) Hangi ırkdan, hangi milletden ve renkden olursa olsun, bütün müslimânların kardeş sayılması. Dünyâda, yalnız müslimânlık bu büyük gâyeye vâsıl olmuşdur. Hac zemânında, dünyânın her tarafından gelen yüzbinlerce müslimânın aynı ihrâm örtüsüne sarılarak secdeye kapanması, bütün müslimânların kardeş olduklarını bildiren muazzam bir ifâdedir.
5) İslâmiyyetde maddiyyât ile maneviyyâta aynı kıymetin verilmesi. Diğer dinlerde, yalnız rûhdan, maneviyyâtdan ve anlaşılmaz bazı garîb husûslardan bahs olunur. Hâlbuki, İslâm dîninde hem beden, hem de rûh aynı derecede dikkat nazarına alınmış, insanlara yalnız rûh temizliği değil, beden temizliği için de lüzûmlu bütün husûslar emr olunmuşdur. İnsanın rûhî inkişâfı, bedenî ihtiyâcı ile birleşdirmiş ve onun maddiyyâtına hâkim olarak, nasıl yaşaması îcâb etdiği, gâyet açık bir sûretde beyân edilmişdir.
6) İslâmın, alkolü ve uyuşdurucu maddeleri ve domuz etini harâm etmesi [yasaklaması]. Kanâatıma göre beşeriyyetin başına en büyük felâketleri getiren, alkol ve uyuşdurucu maddelerdir. Bunları men etmesi, İslâmiyyetin ne kadar muazzam bir din olduğunu ve zemânından ne kadar ilerde bulunduğunu göstermeğe kâfîdir. Dr. R. L. MELLEMA (Hollandalı)
VE NİCE MİLYONLARCA KİŞİ İSLAMI BEĞENİP KABUL ETMİŞLERDİR
|